2015-03-22


ANTALYA'DAN BİR KISA FİLM FESTİVALİ GEÇTİ A Cup Of Cinema 23 MART 2015 PAZARTESI 8.ROFIFE SHORT FILM FESTIVAL

ANTALYA'DAN BİR KISA FİLM FESTİVALİ GEÇTİ!!

ANTALYA'DAN BİR KISA FİLM FESTİVALİ GEÇTİ !!
A Cup Of Cinema
23 MART 2015 PAZARTESI

Antalya'da Atatürk Kültür Merkezinde 21 Mart akşamı Antalya'da Rotary Kulüplerinin yanlarına birçok sponsoru da alarak düzenledikleri kısa film festivali Rofife bu yıl 7.ci yaşını kutladı.

Kısa film olgusunun çok nadir yaşandığı yerlerden biri olan Antalya'da bu tarz organizasyonlar aslında samanlıkta iğnedir o yüzden Rofife 07 gerek uluslararası ayağıyla gerekse ulusal boyuttaki kısa film olgusunu tek bir çatıda toparlayıp uyum içerisine getirerek sanat adına çok hakkeden bir tutum sergilemiştir.

Ülkemizde bilindiği üzere kısa film ve kısa filmcilere verilen değer ve destek maalesef kollektifleşen uzun metraj film ve filmcilerin gölgesinde kaldığı için daha geriden ilerliyor. Her ne kadar Avrupa standardı üzerinden hareket ettiğimiz söylense de bence o mertebe bizim için biraz hatta epey uzak gözüküyor. Acımasız olmak istemem ama parmaklarım daha ılımlı cümleleri yazmamda bana yardımcı olmuyor. Madem Antalya'da böylesine güzel bir etkinlik yaşandı ben de kısa film festivali üzerinden hem kısa filmcilerle olan söyleşilerimden onların çıkmazlarına biraz değinmek hem de kısa film de ülkemizde nereye geldiğimizi göstermek istiyorum.

Her şeyden önce kısa film yapmak ayrıca bir sanattır demeliyim zira gerek senaryo taslağından tutun oyuncu seçimi ve fonlarına kadar herşeyiyle istikrar ve fedakarlık isteyen büyük bir iş. Şimdi tamam ama uzun metrajda da aynı temaşa var diyecekseniz. Evet haklısınız ancak uzun metraj da bu yolculuğun sistematik bir algısı var ancak kısa da bu algı hava da kalıyor ve bir türlü onu biryere oturtamıyorsunuz. Sektörel döngü her zaman uzun film odaklı bir marjla çalışırken kimse kısa filmin yüzüne bakmıyor o yüzden bir tencerede 3 çeşit yemek pişirmeyi öğrenen kısa filmci ekonomik bir öğün şeması hazırlayıp dengesini tutturmaya çalışıyor.

Tam bağımsız kavramı daha netlik kazanıyor bu sektörde git gide. Senaryonuz sizin karakteriniz olduğu için bu karakteri bozacak, değiştirecek veya ortak olacak her türlü etmen ne kadar bir taraftan finansal eksikliği giderse de diğer taraftan bir çok şeyi de götürüyor. Elinizdeki saf senaryo katmanlaşıp dönüşüyor ve sizin teninizle veya hücrelerinizle aynı veriyi vermeyen farklı bir otomasyona giriyor.

Ülkemizde maalesef kısa filmin bu denli diplerde dolaşması ve farkındalığının olmaması aslında en üstten başlayan bir yanlış. Bir yönetmen her halükarda kısa bir film ile yolculuğa başlıyor sonrasında hemen uzun metraja sıçrıyor. Akabinde hep uzunla devam ediyor. Halbuki bu yönetmenlerin en az 2 yılda bir kısa film çekmesi veya kısa filmcileri setlerinde asistan olarak kullanmaları keza bu sayede onların boşluklarını kapatıp yetim kısa film kavramını bozmaları ne kadar da iyi olurdu!

Yurtdışında, bu pek bilinmez ama pekçok yönetmen bu sistemi uyguluyor. Sinema okulda öğrenilip yapılacak bir sistem değildir asla. Sinema gökkuşağı gibidir. Her renginde ayrı bir hava her yansımasında ayrı bir döngü vardır. Aldığı doneyi nerede kullanacağını bilemeyen bir sinemacı olamaz. Örneğin David Cronenberg ve Atom Egoyan iki Kanadalı yönetmen, setlerinde mutlaka kısa film yapmış öğrencilerden birkaç tane bulundururlar, neden mi ? Kısa filmcilere staj olanağı sağlamak için keza böylesine bir çalışma programı güçlü bir referans ve motivasyon demektir. Oysa ülkemiz sinemasıyla kıyaslandığında bu oldukça farklıdır. Bırakın kısacıları setlerde çalıştırmayı kollektif olma ve işi finansal kaygı ve bireysel egoya dönüştüren birçok yönetmen şu an tek tabanca kişisel sinema yapmaktadırlar. Bireysel sinema anlayışının öldürdüğü kollektif düşünce beraberinde kollektif çalışmayı da etkiler.

Neyse ki bu gibi eksilerin yanında ülkemiz kısa filmcilik alanında yeni yeni gelişmelerde yaşıyor. Bunlardan biri de kısa filmlerin gösterilip sahiplerine telif ödeneceği ilk kısa film sineması 'Karınca Sineması'nın açılışı. Bu Türkiye'de bir milattır. Devamının gelmesini de ayrıca umut ediyorum.Kısa filmcilere sağlanan destek fonlarının da ağır adımlarla genişlemesi de beni ayrıca heyecanlandıran noktalardan birisidir. Kısa film geleneğinin ve kısa filmcilerin muhatap alınması ve desteklenmesi 90'lı yıllara kıyasla epey ilerlemiştir ancak şöyle de bir durum ortaya çıkmıştır; her kısa film festivali maalesef kısacıları tam anlamıyla destekleme veya kayırma değil de onlar üzerinden nemalanma ve prim yapma olgusunu da doğurmuştur.Böyle çirkinliklerin içerisinde elbette bir gün bu tarz kara sayfalar olmayacaktır.

Gelelim Rofife 07 uluslararası kısa film festivaline. Sayın Süreyya Gürgan'ın önderliğinde ilerleyen ve altyapısı aylar önceden hazırlanan festivale yurt dışı ve yurt içinden kurmaca,deneysel,animasyon ve belgesel kategorilerinde 321 kısa katıldı. Katılımın pek de yoğun olmadığı festivale onur konuğu olarak sinemasın duayenlerinden Ahmet Mekin, Ercan Kesal,Aytekin Çakmakçı ve İpek Tuzcuoğlu katıldı. Ercan Kesal ve Aytekin Çakmakçı'ya festivalde Sinema Emek Ödülleri verilirken Ahmet Mekiin'e Ustaya Saygı Onur Ödülü takdim edildi.

2014'ün en çok beğenilen ve ödül rekortmeni kısalarından Orhan İnce'nin 'Adem Başaran' ve Cüneyt Karakuş imzalı 'Suret' adlı filmleri festival başında Jüri Özel Ödülüyle ödüllendirildiler.

Kurmaca dalında Tufan Taştan imzalı 'Vitrin', Derya Durmaz imzalı Ziazen ve Resul Sakınmaz imzalı 'Suyun Öte Yanı' mansiyon ödülüyle yetinirken, 3.lük ödülü festivalin onur konuğu ülke olan Azerbeycan asıllı Sergey Pikalov'un geçtiğimiz yıl Cannes Short Film Official Section da gösterilen ilk Azeri kısa filmi olma özelliği de taşıyan 'The Last One' adlı film aldı. 2.lik ödülü yine yurtdışına, Fransa'ya gitti. Fabrice Bracq imzalı 'Dad in Mom' adlı yapıt gecenin ikinci uluslararası kazanan ülkesi oldu. Zafer ise Kıbrıs Rum Kesimine, '5 ways to die' adlı yapıtıyla kadın yönetmen Daina Papadaki'ye gitti.

Belgesel kategorisinde Remzi Kazmaz imzalı 'Fırtınalı Günler' ile Mustafa Karakaya imzalı 'Bir Şehrin aşırı acıklı hikayesi' adlı yapıtlar mansiyon ödülleri alırken, 3.lük İzgicem Al imzalı 'Mecbur'a, 2.cilik Furkan Özdemir imzalı 'Gizli Engel'e, 1.cilik ise Yavuz Selim Taşçıoğlu imzalı ' Varosha-Hayalet Şehir' ile Rıdvan Yavuz'un 'Kar Tutan Çocuklar' adlı yapıtlarına gitti.

Animasyon kategorisinde mansiyon ödülleri yine iki yapıta gitti. Amit Katz imzalı 'Sound of Longing' ve Orhan Umut Gökçek imzalı 'Vakitsiz Horoz'. 3.lük ödülü Osman Çubukçu ve Önder Menken imzalı 'Kök' adlı yapıta giderken, 2.lik Seçkin Yalın'ın 'Akdenizli'sine, 1.cilik ise Serdar Çotuk'un 'Merdivenler' adlı çalışmasına gitti.
Deneysel kategoride değerlendirilen filmlerden ise mansiyon ödülü Cem Uçar'ın 'Sekiz' ile festivalde Umut Subaşı'nın 'Pudrasız' adlı yapıtına gitti. 3.lük ödülü Veysel Çelik imzalı '301'e giderken 2.cilik ödülü Irmak Karasu imzalı 'Edifice' ve 1.cilik ise Bilgi Diren Güneş imzalı 'Natürmorg' adlı yapıtlara gitti.

Yakında yeni uzun metraj filmi 'Terkedilmiş' ile prömiyer yapacak olan yönetmen Korhan Uğur'un küçük kızı Nisan Uğur'a ait 'Zinko' adlı yapıta da Rofife 07 Teşvik Ödülü verildi. Nisan Uğur gecede ödül almış en küçük yönetmen olma mutluluğunu da beraberinde yaşadı.
Çanakkale savaşının 100.yılınında işlendiği festivalde bu başlık altında İnsanlar ve Kültürlerarası Diyalog ödülü iki ayrı yapıta verildi.Derya Durmaz imzalı 'Ziazen' ve Onur Kıratlı imzalı ' Doğumdan Ölüme Barış' bu ödülü paylaştı.

Sosyal Sorumluluk projesi özel ödülü ise geçtiğimiz sene 'Baba' adlı yapıtıyla ses getiren Soner Sert'e gitti.

Bir festival daha bu şekilde sona erirken umuyorum ki daha nice festivallerde kısa filmciler hak ettikleri yere ulaşacaklardır.Rofife 07'de emeği geçen başta komite başkanı Süreyya Gürgan'ı ve bu heyecanı kısa filmcilere yaşatan ROtary üyelerini kutluyorum.

http://acupofcinema.blogspot.com.tr/…/antalyadan-bir-kisa-f…